Dil Bilimi Sitesi
Anasayfa Site Sahibi Hakkında Makale ve Denemelerimiz Seçme Akademik Yazılar Bibliyografya Yazılımlar Terim Sözlüğü Bağlantılar
Sözlük Bilimi
Köken Bilimi
Metin Dil Bilimi
Deyiş Bilimi
Tarihsel Dil Bilimi
Karşılaştırmalı Dil Bilimi
Çeviri Bilimi
Gösterge Bilimi
Edim Bilimi
Dil Öğretimi
Dil Bilimi Öğretimi
Dil Özürleri
Klinik Dil Bilimi
Ruh Dil Bilimi
Toplum Dil Bilimi
Adli Dil Bilimi
İnsan Dil Bilimi
Budun Dil Bilimi
Uzam Dil Bilimi
Bilişsel Dil Bilimi
Sinir Dil Bilimi
Dirim Dil Bilimi
Bilgisayarlı Dil Bilimi
 
Ana Bağlantılar

 

GENEL DİL BİLİMİ

Son Güncelleme: 24 Haziran 2012

1. DİL NEDİR?

Ferdinand de Saussure

Dil bir kâğıda da benzetilebilir: Düşünce kâğıdın ön yüzü, ses ise arka yüzüdür. Kâğıdın ön yüzünü kestiniz mi, ister istemez arka yüzünü de kesmiş olursunuz. Dilde de durum aynı: Ne ses düşünceden ayrılabilir, ne de düşünce sesten. (Ferdinand de Saussure (1980) Genel Dilbilim Dersleri I, TDK, Yayınları, Ankara, s.105).

Dil, bir toplumun üyelerinin etkin konuşmalarıyla doldurulan bir veritabanıdır. [Aynı zamanda] her beyinde potansiyel olarak var olan ya da bireylerin bir grubunun beyninde daha özel olarak bulunan bir dil bilgisel sistemdir. Dil, herhangi bir konuşucu tarafından tamamlanmamıştır, aksine kesin biçimde ortak (kollektif) olarak vardır.

It is a storehouse filled by the members of a given community through their active use of speaking, a grammatical system that has a potential existence in each brain, or, more specifically, in the brains of a group of individuals. For language is not complete in any speaker; it exists perfectly only within a collectivity. (İngilizceye çeviren: Laurie Bauer (2007), The Linguistics Student's Handbook, Edinburgh University Press,s.3)

‘C’est un trésor déposé par la pratique de la parole dans les sujets appartenant à une même communauté, un système grammatical existant virtuellement dans chaque cerveau, ou plus exactement dans les cervaux d’un ensemble d’individus; car la langue n’est complète dans aucun, elle n’existe parfaitement que dans la masse.’ (Fransızca aslı: Ferdinand de Saussure, (1969 [1916]). Cours de linguistique générale. Paris: Payot, s.30)

Edward Sapir

"Dil, yalnızca insana özgü olan; düşüncelerin, duyguların ve isteklerin, istençle (irade göstererek) üretilmiş semboller kullanarak iletilmesini sağlayan ve içgüdüsel olmayan bir yöntemdir.”

"Language is a purely human and non-instinctive method of communicating ideas, emotions and desires by means of voluntarily produced symbols."(Edward Sapir (1921) Language. New York: Harcourt Brace, s.8)

"Dil, aslında kültürel ya da sosyal bir üründür ve öyle anlaşılmalıdır."

"Language is primarily a cultural or social product and must be understood as such." (Edward Sapir (1929), "The Status of Linguistics as a Science", Language, Volume 5, No. 4, Aralık 1929, s.214.)

Otto Jespersen

"The essence of language is human activity—activity on the part of one individual to make himself understood by another, activity on the part of that other to understand what was in the mindof the first…” (Otto Jespersen (1924/1992), The Philosophy of Grammar, University of Chicago Press, s. 17)

G. Trager

"A language is a system of arbitrary vocal symbols by means of which the members of a society interact in terms of their total culture."(G.Trager, (1949) The Field of Linguistics. Norman, OK: Battenberg Press)

B.F.Skinner

"Problems raised by this special mode of action are usually assigned to the field of speech or language. Unfortunately, the term "speech" emphasizes vocal behavior and is only awkwardly applied to instances in which the mediating person is affected visually, as in writing a note. "Language" is now satisfactorily remote from its original commitment to vocal behavior, but it has come to refer to the practices of a linguistic community rather than the behavior of any one member. The adjective "linguistic" suffers from the same disadvantage. The term "verbal behavior" has much to recommend it." (B.F.Skinner (1957), Verbal Behavior, Appleton-Century-Crofts, s.2)

Düşünen insan basit biçimde davranan insandır."

"Man Thinking is simply Man Behaving." (B.F.Skinner (1957), Verbal Behavior, Appleton-Century-Crofts, s. 452)

Noam Chomsky

"Bir dil, her biri sonlu uzunlukta ve sonlu bir üyeler kümesinde oluşturulan (sonlu ya da sonsuz) cümleler kümesidir."

“A language is "a set (finite or infinite) of sentences, each finite in length and constructed out of a finite set of elements." (Noam Chomsky (1957) Syntactic Structures. The Hague: Mouton, s.13)

"Dil yetisi insanlara özgü bir yetidir. Tüm insanlarda var olan ve başkalarında var olmayan, benzersiz, basit girdilerle zengin ve karmaşık dilleri ortaya çıkartabilen bir yeti. Bu şekilde gelişen dil, bizim ortak biyolojik doğamız doğrultusunda belirlenmiştir, düşünce ve kavrayışa derin bir biçimde nüfuz eder ve doğamızın temel bir bölümünü oluşturur." (Noam Chomsky (2009), Bilgi Sorunları ve Dil-Managua Dersleri, (Çeviren: Veysi Kılıç), BGST Yayınları, s. 53.)

"The language faculty appears to be a species property, common to the species and unique to it in its essentials, capable of producing a rich, highly articulated, and complex language on the basis of quite rudimentary data. The language that develops in this manner, largely along lines determined by our common biological nature, enters deeply into thought and understanding and forms an essential part of our nature." (Noam Chomsky (1988), Language and Problems of Knowledge-Managua Lectures, MIT Press, s. 39-40.)

André Martinet

"Bir dil, insan deneyiminin her toplulukta değişik biçimde, anlamsal bir içerik ve sessel bir anlatımla donanmış birimler, yani anlambirimler biçiminde ayrıştırılmasını sağlayan bir bildirişim aracıdır; bu sessel anlatım da, öz niteliği ve karşılıklı bağıntıları bir dilden öbürüne değişiklik gösteren, her dilde belli sayıda olan ayırıcı ve ardışık birimler, yani sesbirimler biçiminde eklemlenir..." (André Martinet (1960), Éléments de Linguistique Génerale, aktaran: Mehmet Rifat, Sema Rifat (1998), XX. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları, Yapı Kredi Yayınları, s. 132.)

R.A. Hall

"Language is "the institution whereby humans communicate and interact with each other by means of habitually used oral-auditory arbitrary symbols."(R.Hall (1964) Introductory Linguistics,  Philadelphia, PA: Chilton.)

Michael Halliday

Dil, bir ihtimaller dizisidir...

"Language is a range of possibilities, an open-ended set of options in behavior that are available to the individual in his existence as social man. The context of culture is the environment of any particular selection that is made from within them ... The context of culture defines the potential, the range of possibilities that are open. The actual choice among these possibilities takes place within a given context of situation."(Michael A.K. Halliday (1973) Explorations in the Functions of Language, London: Arnold.)

Dil, konuşucunun bilincinin iç dünyasını da içine alan gerçek dünya deneyimlerinden oluşan içeriğin ifade edilmesini sağlar. [fikri ya da kavramsal işlev]...Dil, [insanın] sosyal ilişkiler kurmasını ve bunu sürdürebilmesini sağlar. [insanlararası işlev].... Son olarak dil, kendisiyle ve kullanılan durumlardaki özelliklerle bağlantılar yapılmasını sağlar. [metinsel işlev]."

"Language serves for the expression of 'content': that is, of the speaker's experience of the real world, including the inner world of his own consciousness. [ideational function]...Language serves to establish and maintain social relations. [interpersonel function]...Finally, language has to provide for making links with itself and with features of the situation in which it is used. [textual function]." (Michael A.K. Halliday (1970), "Language Structure and Language Function", New Horizons in Linguistics, edited by John Lyons, Penguin Books, p.143).

“…A functional approach to language means, first of all, investigating how language is used: trying to find out what are the purposes that language serves for us, and how we are able to achieve these purposes through speaking and listening, reading and writing. But it also means more than this. It means seeking to explain the nature of language in functional terms: seeing whether language itself has been shaped by use, and if so, in what ways—how the form of language has been determined by the function it has evolved to serve…” (Michael A.K. Halliday (1973) Explorations in the Functions of Language, London: Arnold, s. 7)

Steven Pinker

"Bu kitapta yer alan anlatı, Chomsky'nin derinden etkisinde olacak. Ancak anlatı kesinlikle ona ait olmayacak, onun söylediklerini aktarmayacağım. Chomsky, Darwinci doğal seçiciliğin dil organının kökenini açıklayıp açıklayamayacağıyla ilgili şüpheciliğiyle pekçok okuyucunun aklını karıştırdı. Ben, tıpkı göz gibi, önemli işlevleri yerine getirmek için tasarlanan dil organının evrimsel uyum sonucunda ortaya çıktığını düşünüyorum. Chomsky'nin dilin özelliklerinin doğasıyla ilgili varsayımları sıklıkla anlaşılması güç formüllerle ifade edilen kelime ve cümlelerin teknik çözümlemelerine dayanır. Onunla aynı nesilden konuşmacıların tartışmaları üstünkörüdür ve aşırı idealleştirilmiştir. Onun varsayımlarının çoğunu kabul etmeme rağmen, sadece zihinle ilgili sonucu pekçok kanıtlarıyla birlikte ikna edicidir, diye düşünüyorum."

"The story I will in this book has, of course, been deeply influenced by Chomsky. But it is not his story exactly, and I will not tell it as he would. Chomsky has puzzled many readers with his skepticism about whether Darwinian natural selection (as opposed to other evolutionary process) can explain the origins of the language organ that he argues for; I think it is fruitful to consider language organ evolutionary adaptation, like the eye, its major part designed to carry out important functions. And Chomsky’s arguments about the nature of the language faculty are based on technical analyses of word and sentence structure, often couched in abstruse formalisms. His discussions of flesh-and-blood speakers are perfunctory and highly idealized. Though I happen to agree with many of his arguments, I think that a conclusion about the mind is convincing only if many kinds of evidence converge on it." (Steven Pinker (2007), The Language Instinct, How The Mind Creates Languages, Harper Perennial: New York, (Birinci Baskısı 1994), s.11)

Jerry Fodor, Chomsky ile Pinker'ın dilin doğasına yönelik görüşlerini aşağıdaki paragrafta şöyle ayrımlamıştır:

"Chomskyan doğacılar ve hesaplamalı doğacıların [kastedilen Steven Pinker, Henry Plotkin ve onlar gibi düşünenler] her ikisi de görüşlerini geleneksel felsefi akılcılıktan miras almışlardır. Ancak [bu kaynağa dayanma] sebepleri birbirinden farklıdır. Chomsky’nin anlatımı/yorumu (ben öyle diyeceğim) öncelikle bilginin kullanımı ve kaynaklarıyla ilgili sorulara karşılık bulmaya çalışır, öyle ki akılcı bilgi felsefesinin [Kartezyen düşünce] bir devamı niteliğindedir. Hesaplamalı doğacılık ise tam aksine, öncelikle zihinsel süreçlerin doğasına odaklanmıştır (örneğin düşünmek gibi); öyle ki akılcı psikoloji geleneğinin bir devamıdır."

"Chomskian nativists and computational nativists both view themselves as inheriting the tradition of philosophical rationalism, but they do so for rather different reasons. Chomsky’s account (so I’ll suggest) is primarily responsive to questions about the sources and uses of knowledge, and so continues the tradition of rationalist epistemology. Computational nativism, by contrast, is primarily about the nature of mental processes (like thinking, for example) and so continues the tradition of rationalist psychology.(Jerry Fodor (2001), The Mind Doesn't Work That Way, MIT Press, s.6.)

Muharrem Ergin

Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimaî bir müessesedir (Muharrem Ergin (1985) Türk Dil Bilgisi, İstanbul, s.3).

Tahsin Banguoğlu

"Dil insanların meramlarını anlatmak için kullandıkları bir sesli işaretler sistemidir. Elle, başla, gözle, kaşla işaretler yaparak da bazı duygularımızı, düşünce ve dileklerimizi anlatırız. Fakat en mükemmel anlatma (expression) vasıtamız dildir.

Konuşma (parole) kişi oğluna vergi olan ve insanı hayvandan ayıran bir yüksek işleyiştir(function). İnsan konuşma yeteneği ile doğar. Fakat dil doğuştan bilinmez. Çocuk içinde yaşadığı topluluğun dilini, anadilini (langue maternelle) uzun bir çıraklık devresi süresince öğrenir. Aslında her dil (langue) bir insanlar topluluğu arasında binyıllar boyunca gelişerek meydana gelmiş bir sosyal kurumdur." (Tahsin Banguoğlu (1986) Türkçenin Grameri, Ankara, s.9)

Tahir Nejat Gencan

Duygu, düşünce ve dileklerimizi anlatmaya yarayan işaretlerin —daha çok, ses işaretlerinin— hepsine birden dil denir... Dil, düşüncenin, —daha geniş anlamıyla içbenliğimizin — aynasıdır (Tahir Nejat Gencan (1966) Dilbilgisi, İstanbul, s.1).

Berke Vardar

Belli bir insan topluluğuna özgü, çift eklemli sesli göstergeler dizgesi. F. de Saussure'ün yaptığı ve birçok dilbilimcinin benimsediği ayrıma göre, dilyetisinin toplumsal ürünü olan dil, bu yetinin bireylerce kullanılabilmesini (bak. söz) sağlayan ve toplumca benimsenmiş olan uzlaşımsal bir düzendir. Hem gösterenlerle gösterilenlerin birleşmesiyle oluşan bir dizge, hem de bu birleşimin ürünü olan göstergelerle bunları oluşturan ve bunların oluşturduğu öğelerin işleyiş kurallaırın içeren düzenektir. 2. Bildirişim sağlamak aracı olarak kullanılan ve doğal diller dışında kalan her türlü göstergeler dizgesi, anlatım yöntemi (örn. sinama dili, arıların dili). (Berke Vardar (1998) Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, İstanbul, s.75)

Fuat Bozkurt

Dil, evreni algılayış ve yansıtmanın ses, sözle göstergesidir. Evren sonsuz ve devingendir. Kişioğlu evreni bilinci ile algılar, dili ile yansıtır. Kişioğlu evreni algılama ve yansıtması ölçüsünde dili güçlüdür. Bu bakımdan dil, kişinin evrene açılan aydınılığıdır. (Fuat Bozkurt (1995) Türkiye Türkçesi, İstanbul, s.5).

Mustafa Altun

Dil, insan hayatının merkezinde yer alan ve onun kendini, evreni ve sosyal çevresini tanımasını, insanlarla iletişim kurmasını, içinde yaşadığı toplumun geçmiş birikimlerini edinmesini, geleceği tasarlamasını sağlayan, doğuştan gelen, biyolojik temelleri olan, nedensiz göstergelerden örülü sesli bir bildirişim sistemidir.

Dilin hem bireysel, hem de toplumsal yönü vardır. Beynin elektrokimyasal etkinlikleri üzerine yapılan deneysel çalışmalar da göstermiştir ki, bireysel açıdan dil, bilişsel bir süreçtir. Ancak konuşma etkinliğinin gerçekleşmesi için birden fazla insana ihtiyaç vardır. Bu yönüyle de dil etkinliği toplumsal bir süreç olarak kabul edilir. Saussure'ün "parole [söz, kişisel söz]" ve "langue [dil, toplumsal dil]", Chomsky'nin "competence [edinç, yeti, bireyin doğuştan getirdikleri, doğuştan eğilimleri]" ve "performance [edim, dil kullanımı]" terimleri dildeki bireysel ve toplumsal ayrımının bir göstergesidir.

Bilişselcilerin ifadesiyle dil etkinliğinin tümüyle bir bilişsel etkinlik olduğunu düşünmek kadar, davranışçılar gibi dili sadece sözel bir davranış olarak algılamak da kanımca dili eksik tanımlamaktır. Her iki görüşün de doğru yönleri olmasına rağmen, iki görüşün uzlaştığı ortak ve yeni bir görüşü benimsemek daha uygun olacaktır.

Daha uç noktada Steven Pinker, Ray Jackendoff gibi dili evrimsel süreçle ilişkilendiren araştırmacılar olsa da, deneysel çalışmalar onların ileri sürdükleri görüşleri tam anlamıyla doğrular nitelikte değildir(1).

Bu açıklamaları somutlaştırmak için şöyle bir örnek verilebilir: (yeni)

Türkçede 'senin, onun, sizin, onların' diyoruz da mantık gereği 'benin, bizin' diyemiyoruz. Burada da başka bir mantık işletiliyor, fonetiğin mantığı. Yani içinde yine bir mantık var. 'B' ve 'n' ünsüzlerinin çıkış noktalarından kaynaklanan çatışmayı gidermek için 'mantık' gereği, zihnimiz daha yakın olan 'm' ünsüzünü devreye sokuyor ve biz 'benim' ve 'bizim' diyiveriyoruz. Peki zihnimiz bu işlemleri nasıl gerçekleştiriyor, bunun böyle olması gerektiğini nereden biliyor? Chomsky'nin 'Evrensel Dil Bilgisi' dediği doğuştan getirdiğimiz ilkelerle bunu açıklamak mümkün. Öyleyse bu kurallar dizgesi, biyolojik doğamızın bir parçası olmalı. (yeni)

(1) Chomsky ve arkadaşları ile Pinker ve Jackendoff arasındaki dilin evrimselliğine dair farklı görüşlerin dile getirildiği iki önemli makale için bkz.:

* Marc D. Hauser, Noam Chomsky, W. Tecumseh Fitch, (2002), "The Faculty of Language: What Is It, Who Has It, and How Did It Evolve", Science 22 November 2002: Vol. 298. no. 5598, s. 1569 - 1579

* Steven Pinker-RayJackendoff (2009), “The Components of Language: What’s Specific To Language, and What’s Specific to Humans”, Language Universals, Morten H. Christiansen, Chris Collins, and Shimon Edelman (Ed.), Oxford Press, s. 126-151.

 

 

 

2. DİLİN TASARIM ÖZELLİKLERİ

İnsan iletişimi, diğer canlıların iletişim tarzlarından oldukça farklıdır. Zaman, mekân, yapı, işlev ve süreç bakımından kimi hayvanlarla iletişim benzerlikleri görülse de, ayrılan pekçok özellik vardır. Amerikalı insan bilimci ve dil bilimci Charles F. Hockett, insan iletişimini havyanlardan ayıran bu özellikleri belirlemiş ve maddeler halinde sıralamıştır  (1960:88–96, 1964:135–147, yorumlanarak ve örneklendirilerek aktarılmıştır):

2.1. Sessel-İşitsel Oluk (Vocal-Auditory Channel)

Ses, ağızdan çıkarak hava tabakasının oluşturduğu bir oluktan geçip işitme organına ulaşır. Ancak burada dilin bu özelliğinden hareketle konuşma yitimi olan insanların dilsiz oldukları gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır.

2.2. Yayın Gönderme-Yönlendirici İşitim (Broadcast Transmission and Directional Reception)

Bir ileti işitme menzili sınırları içinde herhangi bir insan tarafından duyulabilir ve sesin çıkış kaynağı ve dinleyiciye uzaklığı kulakların yön bulma yeteneğiyle tanımlanabilir.  Ses kaynağı ile dinleyici arasındaki mesafe arttıkça, işitme kalitesinde ve algılamada düşme meydana gelebilir. Bu açıdan, yüz yüze iletişimde mesafenin yakınlığı, iletişimin kalitesini artırabilmektedir.

2.3. Hızlı Yitim (Rapid Fading)

İşitsel işaretler geçicidir. Konuşmadan saniyeler sonra kaybolurlar ve dinleyicinin elverişli olması beklenmez. Ancak teknolojik ilerleme sonucu icad edilen aygıtlar, işitsel işaretlerin kaydedilip tekrar dinlenilmesine imkân vermektedir.

2.4. Değiş-Tokuşedilebilirlik (Interchangeability)

Her zaman için konuşucu, dinleyiciyle karşılıklı yer değiştirebilirler. Konuşucu daha önce aktardığı iletileri yeniden üretebilir ve bu diğer iletilerden bağımsız olarak dinleyici tarafından anlaşılabilir.

2.5. Tam Geri Bildirimli (Complete Feedback)

Konuşucu kendi sesini duyabilir ve bu sayede konuşmasını düzelterek dinleyiciye aktarabilir. Bu, konuşma sırasında yaşanacak yanlış anlaşılmaların da önüne geçmek için önemli bir niteliktir.

2.6. Özelleştirebilirlik (Specialization)

Konuşmadaki ses dalgalarının, anlamları işaret etmekten başka bir işlevi yoktur. Daha açıklayıcı olmak bakımından “Dur!” işaretini gösteren metalden yapılmış ve boyanmış trafik levhası ile “dur” kelimesini oluşturan sesler arasında bu bağlamda işlev açısından bir benzerlik kurulabilir.

2.7. Anlamsallık (Semanticity)

Konuşma ögeleri, bildirişime katılanların paylaştığı sosyal, kültürel ve fiziksel dünyanın göndergesel ilişkileri aracılığıyla anlam taşırlar. Mesela, kitap  kelimesi, kütüphaneci, öğrenci ya da akademisyen için hem benzer, hem de ayrı anlamlar içerebilir. 

2.8. Nedensizlik (Arbitrariness)

Anlam ile işaret arasında doğal ve zorunlu bir ilişki yoktur. Dil bilimsel anlam bütünüyle sosyal uzlaşma konusudur. Yansıma kelimeleri bir ölçüde bunun dışında tutabiliriz: me sesinden melemek, hav sesinden havlamak gibi. Ancak bu kelimelerin de zamanla işaret ettikleri ilk anlamdan uzaklaştıkları düşünülürse, bu genelleştirmenin doğru olduğu söylenebilir. 

2.9. Ayrıklık (Discreteness)

Bütün konuşma, konuşmayı oluşturan ses öğelerinin sonlandırılmasıyla kesilebilir. Bilinçli olarak sesin aralıklarla telaffuz edilmesi mümkündür. Bu özellik hayvanların bağırışlarından farklılık gösterir.

2.10. Yer Değiştirilebilme (Displacement)

Konuşmacı ve dinleyici, zaman ve mekandan bağımsız olarak şeyler ve olaylar hakkında konuşabilir. Bu, insanın dil yoluyla evreni içselleştirmesi anlamını taşımaktadır.

2.11. Üretilirlik / Açıklık (Productivity/Openness)

Diller, eski konuşma öğelerinden yeni ifade biçimleri üretebilecek sonsuz bir açıklama ve anlamlandırma yeteneğine sahiptirler. 

2.12. Geleneksel Aktarım (Traditional Transmission)

Dil, içgüdüsel değildir. Eğitim ve öğretim yoluyla nesilden nesile aktarılır. Bu konuda farklı görüşler söz konusudur. Kimi dilciler dilin doğuştan olduğunu savlarken (Noam Chomsky), kimi de, dilin toplum içinde sonradan öğrenildiğini ifade etmektedir (Edward Sapir gibi)

2.13. Örüntüde İkilik (Duality of Patterning)

Dilin seslerinin kendiliğinden bir anlamı yoktur. Ancak sonsuz sayıda anlamlı ifadeler üretmek için sesler farklı biçimlerde birleştirilebilir. Mesela, gemi kelimesindeki seslerle imge kelimesini de telaffuz edebilirsiniz ya da m ünsüzünün yerine z ünsüzünü getirdiğinizde gezi kelimesini de üretebilirsiniz.

2.14. Açık Uçluluk (Prevarication)

Dilsel ileti hatalı olabilir. Bu sebeple tahmin yürütebiliriz, hikâye anlatabiliriz, önerme oluşturabiliriz ve yalan söyleyebiliriz. Mesela, nitelikleri aslında uygun olmayan bir malı, uygun bir dil kullanarak alıcıyı, nitelikli bir mal olduğuna ikna edebilirsiniz.

2.15. Dönüşlülük (Reflexivity)

Dil, kendi kendisini ifade edebilir. Bu, dilin üst dil (metalanguage) işlevidir. Mesela “Dün  ağız araştırmalarıyla ilgili izlenimlerimi öğrencilerle paylaştım.” cümlesindeki ‘dün’ kelimesi zaman zarfıdır.” cümlesi gibi.

2.16. Öğrenirlik (Learnability)

Her hangi bir dilin konuşucusu diğer dilleri de öğrenebilir.Ana dili Türkçe olan bir insan İngilizce, Almanca, Fransızca vb. dilleri de sonradan öğrenebilir. Bu öğrenme, çoğunlukla ana dili gibi doğal ortamda gerçekleşmediği için daha uzun bir süreç gerektirebilir. İkinci dil edinimi adı verilen bu öğrenme ile ilgili araştırmalar, uygulamalı dil biliminde değişik yöntem ve tekniklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Kaynaklar

Dr.Mustafa Altun © 2004-2014