Dil Bilimi Sitesi
Anasayfa Site Sahibi Hakkında Makale ve Denemelerimiz Seçme Akademik Yazılar Bibliyografya Yazılımlar Terim Sözlüğü Bağlantılar
Sözlük Bilimi
Köken Bilimi
Metin Dil Bilimi
Deyiş Bilimi
Tarihsel Dil Bilimi
Karşılaştırmalı Dil Bilimi
Çeviri Bilimi
Gösterge Bilimi
Edim Bilimi
Dil Öğretimi
Dil Bilimi Öğretimi
Dil Özürleri
Klinik Dil Bilimi
Ruh Dil Bilimi
Toplum Dil Bilimi
Adli Dil Bilimi
İnsan Dil Bilimi
Budun Dil Bilimi
Uzam Dil Bilimi
Bilişsel Dil Bilimi
Sinir Dil Bilimi
Dirim Dil Bilimi
Bilgisayarlı Dil Bilimi
 
Ana Bağlantılar

 

GENEL DİL BİLİMİ

Son Güncelleme: 24 Haziran 2012

1. DİL NEDİR?

Ferdinand de Saussure

Dil bir kâğıda da benzetilebilir: Düşünce kâğıdın ön yüzü, ses ise arka yüzüdür. Kâğıdın ön yüzünü kestiniz mi, ister istemez arka yüzünü de kesmiş olursunuz. Dilde de durum aynı: Ne ses düşünceden ayrılabilir, ne de düşünce sesten. (Ferdinand de Saussure (1980) Genel Dilbilim Dersleri I, TDK, Yayınları, Ankara, s.105).

Dil, bir toplumun üyelerinin etkin konuşmalarıyla doldurulan bir veritabanıdır. [Aynı zamanda] her beyinde potansiyel olarak var olan ya da bireylerin bir grubunun beyninde daha özel olarak bulunan bir dil bilgisel sistemdir. Dil, herhangi bir konuşucu tarafından tamamlanmamıştır, aksine kesin biçimde ortak (kollektif) olarak vardır.

It is a storehouse filled by the members of a given community through their active use of speaking, a grammatical system that has a potential existence in each brain, or, more specifically, in the brains of a group of individuals. For language is not complete in any speaker; it exists perfectly only within a collectivity. (İngilizceye çeviren: Laurie Bauer (2007), The Linguistics Student's Handbook, Edinburgh University Press,s.3)

‘C’est un trésor déposé par la pratique de la parole dans les sujets appartenant à une même communauté, un système grammatical existant virtuellement dans chaque cerveau, ou plus exactement dans les cervaux d’un ensemble d’individus; car la langue n’est complète dans aucun, elle n’existe parfaitement que dans la masse.’ (Fransızca aslı: Ferdinand de Saussure, (1969 [1916]). Cours de linguistique générale. Paris: Payot, s.30)

Edward Sapir

"Dil, yalnızca insana özgü olan; düşüncelerin, duyguların ve isteklerin, istençle (irade göstererek) üretilmiş semboller kullanarak iletilmesini sağlayan ve içgüdüsel olmayan bir yöntemdir.”

"Language is a purely human and non-instinctive method of communicating ideas, emotions and desires by means of voluntarily produced symbols."(Edward Sapir (1921) Language. New York: Harcourt Brace, s.8)

"Dil, aslında kültürel ya da sosyal bir üründür ve öyle anlaşılmalıdır."

"Language is primarily a cultural or social product and must be understood as such." (Edward Sapir (1929), "The Status of Linguistics as a Science", Language, Volume 5, No. 4, Aralık 1929, s.214.)

Otto Jespersen

"The essence of language is human activity—activity on the part of one individual to make himself understood by another, activity on the part of that other to understand what was in the mindof the first…” (Otto Jespersen (1924/1992), The Philosophy of Grammar, University of Chicago Press, s. 17)

G. Trager

"A language is a system of arbitrary vocal symbols by means of which the members of a society interact in terms of their total culture."(G.Trager, (1949) The Field of Linguistics. Norman, OK: Battenberg Press)

B.F.Skinner

"Problems raised by this special mode of action are usually assigned to the field of speech or language. Unfortunately, the term "speech" emphasizes vocal behavior and is only awkwardly applied to instances in which the mediating person is affected visually, as in writing a note. "Language" is now satisfactorily remote from its original commitment to vocal behavior, but it has come to refer to the practices of a linguistic community rather than the behavior of any one member. The adjective "linguistic" suffers from the same disadvantage. The term "verbal behavior" has much to recommend it." (B.F.Skinner (1957), Verbal Behavior, Appleton-Century-Crofts, s.2)

Düşünen insan basit biçimde davranan insandır."

"Man Thinking is simply Man Behaving." (B.F.Skinner (1957), Verbal Behavior, Appleton-Century-Crofts, s. 452)

Noam Chomsky

"Bir dil, her biri sonlu uzunlukta ve sonlu bir üyeler kümesinde oluşturulan (sonlu ya da sonsuz) cümleler kümesidir."

“A language is "a set (finite or infinite) of sentences, each finite in length and constructed out of a finite set of elements." (Noam Chomsky (1957) Syntactic Structures. The Hague: Mouton, s.13)

"Dil yetisi insanlara özgü bir yetidir. Tüm insanlarda var olan ve başkalarında var olmayan, benzersiz, basit girdilerle zengin ve karmaşık dilleri ortaya çıkartabilen bir yeti. Bu şekilde gelişen dil, bizim ortak biyolojik doğamız doğrultusunda belirlenmiştir, düşünce ve kavrayışa derin bir biçimde nüfuz eder ve doğamızın temel bir bölümünü oluşturur." (Noam Chomsky (2009), Bilgi Sorunları ve Dil-Managua Dersleri, (Çeviren: Veysi Kılıç), BGST Yayınları, s. 53.)

"The language faculty appears to be a species property, common to the species and unique to it in its essentials, capable of producing a rich, highly articulated, and complex language on the basis of quite rudimentary data. The language that develops in this manner, largely along lines determined by our common biological nature, enters deeply into thought and understanding and forms an essential part of our nature." (Noam Chomsky (1988), Language and Problems of Knowledge-Managua Lectures, MIT Press, s. 39-40.)

André Martinet

"Bir dil, insan deneyiminin her toplulukta değişik biçimde, anlamsal bir içerik ve sessel bir anlatımla donanmış birimler, yani anlambirimler biçiminde ayrıştırılmasını sağlayan bir bildirişim aracıdır; bu sessel anlatım da, öz niteliği ve karşılıklı bağıntıları bir dilden öbürüne değişiklik gösteren, her dilde belli sayıda olan ayırıcı ve ardışık birimler, yani sesbirimler biçiminde eklemlenir..." (André Martinet (1960), Éléments de Linguistique Génerale, aktaran: Mehmet Rifat, Sema Rifat (1998), XX. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları, Yapı Kredi Yayınları, s. 132.)

R.A. Hall

"Language is "the institution whereby humans communicate and interact with each other by means of habitually used oral-auditory arbitrary symbols."(R.Hall (1964) Introductory Linguistics,  Philadelphia, PA: Chilton.)

Michael Halliday

Dil, bir ihtimaller dizisidir...

"Language is a range of possibilities, an open-ended set of options in behavior that are available to the individual in his existence as social man. The context of culture is the environment of any particular selection that is made from within them ... The context of culture defines the potential, the range of possibilities that are open. The actual choice among these possibilities takes place within a given context of situation."(Michael A.K. Halliday (1973) Explorations in the Functions of Language, London: Arnold.)

Dil, konuşucunun bilincinin iç dünyasını da içine alan gerçek dünya deneyimlerinden oluşan içeriğin ifade edilmesini sağlar. [fikri ya da kavramsal işlev]...Dil, [insanın] sosyal ilişkiler kurmasını ve bunu sürdürebilmesini sağlar. [insanlararası işlev].... Son olarak dil, kendisiyle ve kullanılan durumlardaki özelliklerle bağlantılar yapılmasını sağlar. [metinsel işlev]."

"Language serves for the expression of 'content': that is, of the speaker's experience of the real world, including the inner world of his own consciousness. [ideational function]...Language serves to establish and maintain social relations. [interpersonel function]...Finally, language has to provide for making links with itself and with features of the situation in which it is used. [textual function]." (Michael A.K. Halliday (1970), "Language Structure and Language Function", New Horizons in Linguistics, edited by John Lyons, Penguin Books, p.143).

“…A functional approach to language means, first of all, investigating how language is used: trying to find out what are the purposes that language serves for us, and how we are able to achieve these purposes through speaking and listening, reading and writing. But it also means more than this. It means seeking to explain the nature of language in functional terms: seeing whether language itself has been shaped by use, and if so, in what ways—how the form of language has been determined by the function it has evolved to serve…” (Michael A.K. Halliday (1973) Explorations in the Functions of Language, London: Arnold, s. 7)

Steven Pinker

"Bu kitapta yer alan anlatı, Chomsky'nin derinden etkisinde olacak. Ancak anlatı kesinlikle ona ait olmayacak, onun söylediklerini aktarmayacağım. Chomsky, Darwinci doğal seçiciliğin dil organının kökenini açıklayıp açıklayamayacağıyla ilgili şüpheciliğiyle pekçok okuyucunun aklını karıştırdı. Ben, tıpkı göz gibi, önemli işlevleri yerine getirmek için tasarlanan dil organının evrimsel uyum sonucunda ortaya çıktığını düşünüyorum. Chomsky'nin dilin özelliklerinin doğasıyla ilgili varsayımları sıklıkla anlaşılması güç formüllerle ifade edilen kelime ve cümlelerin teknik çözümlemelerine dayanır. Onunla aynı nesilden konuşmacıların tartışmaları üstünkörüdür ve aşırı idealleştirilmiştir. Onun varsayımlarının çoğunu kabul etmeme rağmen, sadece zihinle ilgili sonucu pekçok kanıtlarıyla birlikte ikna edicidir, diye düşünüyorum."

"The story I will in this book has, of course, been deeply influenced by Chomsky. But it is not his story exactly, and I will not tell it as he would. Chomsky has puzzled many readers with his skepticism about whether Darwinian natural selection (as opposed to other evolutionary process) can explain the origins of the language organ that he argues for; I think it is fruitful to consider language organ evolutionary adaptation, like the eye, its major part designed to carry out important functions. And Chomsky’s arguments about the nature of the language faculty are based on technical analyses of word and sentence structure, often couched in abstruse formalisms. His discussions of flesh-and-blood speakers are perfunctory and highly idealized. Though I happen to agree with many of his arguments, I think that a conclusion about the mind is convincing only if many kinds of evidence converge on it." (Steven Pinker (2007), The Language Instinct, How The Mind Creates Languages, Harper Perennial: New York, (Birinci Baskısı 1994), s.11)

Jerry Fodor, Chomsky ile Pinker'ın dilin doğasına yönelik görüşlerini aşağıdaki paragrafta şöyle ayrımlamıştır:

"Chomskyan doğacılar ve hesaplamalı doğacıların [kastedilen Steven Pinker, Henry Plotkin ve onlar gibi düşünenler] her ikisi de görüşlerini geleneksel felsefi akılcılıktan miras almışlardır. Ancak [bu kaynağa dayanma] sebepleri birbirinden farklıdır. Chomsky’nin anlatımı/yorumu (ben öyle diyeceğim) öncelikle bilginin kullanımı ve kaynaklarıyla ilgili sorulara karşılık bulmaya çalışır, öyle ki akılcı bilgi felsefesinin [Kartezyen düşünce] bir devamı niteliğindedir. Hesaplamalı doğacılık ise tam aksine, öncelikle zihinsel süreçlerin doğasına odaklanmıştır (örneğin düşünmek gibi); öyle ki akılcı psikoloji geleneğinin bir devamıdır."

"Chomskian nativists and computational nativists both view themselves as inheriting the tradition of philosophical rationalism, but they do so for rather different reasons. Chomsky’s account (so I’ll suggest) is primarily responsive to questions about the sources and uses of knowledge, and so continues the tradition of rationalist epistemology. Computational nativism, by contrast, is primarily about the nature of mental processes (like thinking, for example) and so continues the tradition of rationalist psychology.(Jerry Fodor (2001), The Mind Doesn't Work That Way, MIT Press, s.6.)

Vyvyan Evans (yeni)

"In a nutshell, I aim to convince you of the following: language doesn’t arise from innately programmed knowledge of human grammar, a so-called ‘Universal Grammar’. I will argue that language reflects and builds upon general properties and abilities of the human mind–specifically our species-specific cultural intelligence; it reflects human pro-social inclinations for inter-subjective communication. I will seek to persuade you that when we acquire language in infancy, we do so by acquiring the language of our parents and caregivers, painstakingly, and by making many mistakes in the process. Language is not something that emerges automatically, and effortlessly. It arises primarily from the language input we are exposed to, from which we construct our mother tongue. Moreover, human infants, I will show, are not empty vessels that come empty-handed to the language learning process. We come ready-equipped with a battery of various general learning mechanisms that make us adept at acquiring our mother tongue(s)." (Vyvyan Evans (2014), The Language Myth-Why Language is not Instinct, Cambridge University Press, s.3)

Muharrem Ergin

Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimaî bir müessesedir (Muharrem Ergin (1985) Türk Dil Bilgisi, İstanbul, s.3).

Bu tanımla ilgili bir eleştiri:
"Bu tanımdakı 'sosyal bir kurum', 'temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar ve sözleşmeler sistemidir.' yargılarına katılmamak mümkün değil. Ancak dil'in 'tabii bir vasıta', yani doğal bir araç ve 'canlı bir varlık' olduğu yolundaki yargılara katılmak olanaksızdır. Çünkü dil 'doğal' değil, tam tersine yapma bir araç'tır, yapıcısı insanoğludur. Dilin 'canlı bir varlık' olduğu yargısı da geçen yüzyıl ortalarında ünlü Alman dilcisi August Scheicher tarafından oraya atılıp savunulmuş, fakat 20. yüzyıl başlarında Ferdinand de Saussure'ün ortaya çıkışı ile bütün taraftarlarını yitirmiş, eskimiş ve yanlış bir görüştür. Ayrıca, Ergin'in tanımındaki 'sosyal müessese' ve 'gizli antlaşmalar ve sözleşmeler sistemi' yargıları 'tabii bir vasıta' ve 'canlı bir varlık' yargıları ile çelişmektedir, çünkü 'sosyal bir kurum' ve 'sosyal bir antlaşma veya sözleşme sistemi' aynı zamanda 'doğal bir araç' ve 'canlı bir varlık olamaz. Sonuç olarak denilebilir ki sayın Ergin'in dil'i tanımı modern dil bilimi açısından eskimiş ve çelişkilidir, yani yanlıştır. (Talat Tekin (1994), "Dilbilim Açısından Türkçe Gramarler", Türkoloji Eleştirileri, Doruk Yayınları, s. 79-80.)

Tahsin Banguoğlu

"Dil insanların meramlarını anlatmak için kullandıkları bir sesli işaretler sistemidir. Elle, başla, gözle, kaşla işaretler yaparak da bazı duygularımızı, düşünce ve dileklerimizi anlatırız. Fakat en mükemmel anlatma (expression) vasıtamız dildir.

Konuşma (parole) kişi oğluna vergi olan ve insanı hayvandan ayıran bir yüksek işleyiştir(function). İnsan konuşma yeteneği ile doğar. Fakat dil doğuştan bilinmez. Çocuk içinde yaşadığı topluluğun dilini, anadilini (langue maternelle) uzun bir çıraklık devresi süresince öğrenir. Aslında her dil (langue) bir insanlar topluluğu arasında binyıllar boyunca gelişerek meydana gelmiş bir sosyal kurumdur." (Tahsin Banguoğlu (1986) Türkçenin Grameri, Ankara, s.9)

Tahir Nejat Gencan

Duygu, düşünce ve dileklerimizi anlatmaya yarayan işaretlerin —daha çok, ses işaretlerinin— hepsine birden dil denir... Dil, düşüncenin, —daha geniş anlamıyla içbenliğimizin — aynasıdır (Tahir Nejat Gencan (1966) Dilbilgisi, İstanbul, s.1).

Berke Vardar

Belli bir insan topluluğuna özgü, çift eklemli sesli göstergeler dizgesi. F. de Saussure'ün yaptığı ve birçok dilbilimcinin benimsediği ayrıma göre, dilyetisinin toplumsal ürünü olan dil, bu yetinin bireylerce kullanılabilmesini (bak. söz) sağlayan ve toplumca benimsenmiş olan uzlaşımsal bir düzendir. Hem gösterenlerle gösterilenlerin birleşmesiyle oluşan bir dizge, hem de bu birleşimin ürünü olan göstergelerle bunları oluşturan ve bunların oluşturduğu öğelerin işleyiş kurallaırın içeren düzenektir. 2. Bildirişim sağlamak aracı olarak kullanılan ve doğal diller dışında kalan her türlü göstergeler dizgesi, anlatım yöntemi (örn. sinama dili, arıların dili). (Berke Vardar (1998) Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, İstanbul, s.75)

Fuat Bozkurt

Dil, evreni algılayış ve yansıtmanın ses, sözle göstergesidir. Evren sonsuz ve devingendir. Kişioğlu evreni bilinci ile algılar, dili ile yansıtır. Kişioğlu evreni algılama ve yansıtması ölçüsünde dili güçlüdür. Bu bakımdan dil, kişinin evrene açılan aydınılığıdır. (Fuat Bozkurt (1995) Türkiye Türkçesi, İstanbul, s.5).

Mustafa Altun

Dil, insan hayatının merkezinde yer alan ve onun kendini, evreni ve sosyal çevresini tanımasını, insanlarla iletişim kurmasını, içinde yaşadığı toplumun geçmiş birikimlerini edinmesini, geleceği tasarlamasını sağlayan, doğuştan gelen, biyolojik temelleri olan, nedensiz göstergelerden örülü sesli bir bildirişim sistemidir.

Dilin hem bireysel, hem de toplumsal yönü vardır. Beynin elektrokimyasal etkinlikleri üzerine yapılan deneysel çalışmalar da göstermiştir ki, bireysel açıdan dil, bilişsel bir süreçtir. Ancak konuşma etkinliğinin gerçekleşmesi için birden fazla insana ihtiyaç vardır. Bu yönüyle de dil etkinliği toplumsal bir süreç olarak kabul edilir. Saussure'ün "parole [söz, kişisel söz]" ve "langue [dil, toplumsal dil]", Chomsky'nin "competence [edinç, yeti, bireyin doğuştan getirdikleri, doğuştan eğilimleri]" ve "performance [edim, dil kullanımı]" terimleri dildeki bireysel ve toplumsal ayrımının bir göstergesidir.

Bilişselcilerin ifadesiyle dil etkinliğinin tümüyle bir bilişsel etkinlik olduğunu düşünmek kadar, davranışçılar gibi dili sadece sözel bir davranış olarak algılamak da kanımca dili eksik tanımlamaktır. Her iki görüşün de doğru yönleri olmasına rağmen, iki görüşün uzlaştığı ortak ve yeni bir görüşü benimsemek daha uygun olacaktır.

Daha uç noktada Steven Pinker, Ray Jackendoff gibi dili evrimsel süreçle ilişkilendiren araştırmacılar olsa da, deneysel çalışmalar onların ileri sürdükleri görüşleri tam anlamıyla doğrular nitelikte değildir(1).

Bu açıklamaları somutlaştırmak için şöyle bir örnek verilebilir: (yeni)

Türkçede 'senin, onun, sizin, onların' diyoruz da mantık gereği 'benin, bizin' diyemiyoruz. Burada da başka bir mantık işletiliyor, fonetiğin mantığı. Yani içinde yine bir mantık var. 'B' ve 'n' ünsüzlerinin çıkış noktalarından kaynaklanan çatışmayı gidermek için 'mantık' gereği, zihnimiz daha yakın olan 'm' ünsüzünü devreye sokuyor ve biz 'benim' ve 'bizim' diyiveriyoruz. Peki zihnimiz bu işlemleri nasıl gerçekleştiriyor, bunun böyle olması gerektiğini nereden biliyor? Chomsky'nin 'Evrensel Dil Bilgisi' dediği doğuştan getirdiğimiz ilkelerle bunu açıklamak mümkün. Öyleyse bu kurallar dizgesi, biyolojik doğamızın bir parçası olmalı. (yeni)

(1) Chomsky ve arkadaşları ile Pinker ve Jackendoff arasındaki dilin evrimselliğine dair farklı görüşlerin dile getirildiği iki önemli makale için bkz.:

* Marc D. Hauser, Noam Chomsky, W. Tecumseh Fitch, (2002), "The Faculty of Language: What Is It, Who Has It, and How Did It Evolve", Science 22 November 2002: Vol. 298. no. 5598, s. 1569 - 1579

* Steven Pinker-RayJackendoff (2009), “The Components of Language: What’s Specific To Language, and What’s Specific to Humans”, Language Universals, Morten H. Christiansen, Chris Collins, and Shimon Edelman (Ed.), Oxford Press, s. 126-151.

 

 

 

2. DİLİN TASARIM ÖZELLİKLERİ

İnsan iletişimi, diğer canlıların iletişim tarzlarından oldukça farklıdır. Zaman, mekân, yapı, işlev ve süreç bakımından kimi hayvanlarla iletişim benzerlikleri görülse de, ayrılan pekçok özellik vardır. Amerikalı insan bilimci ve dil bilimci Charles F. Hockett, insan iletişimini havyanlardan ayıran bu özellikleri belirlemiş ve maddeler halinde sıralamıştır  (1960:88–96, 1964:135–147, yorumlanarak ve örneklendirilerek aktarılmıştır):

2.1. Sessel-İşitsel Oluk (Vocal-Auditory Channel)

Ses, ağızdan çıkarak hava tabakasının oluşturduğu bir oluktan geçip işitme organına ulaşır. Ancak burada dilin bu özelliğinden hareketle konuşma yitimi olan insanların dilsiz oldukları gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır.

2.2. Yayın Gönderme-Yönlendirici İşitim (Broadcast Transmission and Directional Reception)

Bir ileti işitme menzili sınırları içinde herhangi bir insan tarafından duyulabilir ve sesin çıkış kaynağı ve dinleyiciye uzaklığı kulakların yön bulma yeteneğiyle tanımlanabilir.  Ses kaynağı ile dinleyici arasındaki mesafe arttıkça, işitme kalitesinde ve algılamada düşme meydana gelebilir. Bu açıdan, yüz yüze iletişimde mesafenin yakınlığı, iletişimin kalitesini artırabilmektedir.

2.3. Hızlı Yitim (Rapid Fading)

İşitsel işaretler geçicidir. Konuşmadan saniyeler sonra kaybolurlar ve dinleyicinin elverişli olması beklenmez. Ancak teknolojik ilerleme sonucu icad edilen aygıtlar, işitsel işaretlerin kaydedilip tekrar dinlenilmesine imkân vermektedir.

2.4. Değiş-Tokuşedilebilirlik (Interchangeability)

Her zaman için konuşucu, dinleyiciyle karşılıklı yer değiştirebilirler. Konuşucu daha önce aktardığı iletileri yeniden üretebilir ve bu diğer iletilerden bağımsız olarak dinleyici tarafından anlaşılabilir.

2.5. Tam Geri Bildirimli (Complete Feedback)

Konuşucu kendi sesini duyabilir ve bu sayede konuşmasını düzelterek dinleyiciye aktarabilir. Bu, konuşma sırasında yaşanacak yanlış anlaşılmaların da önüne geçmek için önemli bir niteliktir.

2.6. Özelleştirebilirlik (Specialization)

Konuşmadaki ses dalgalarının, anlamları işaret etmekten başka bir işlevi yoktur. Daha açıklayıcı olmak bakımından “Dur!” işaretini gösteren metalden yapılmış ve boyanmış trafik levhası ile “dur” kelimesini oluşturan sesler arasında bu bağlamda işlev açısından bir benzerlik kurulabilir.

2.7. Anlamsallık (Semanticity)

Konuşma ögeleri, bildirişime katılanların paylaştığı sosyal, kültürel ve fiziksel dünyanın göndergesel ilişkileri aracılığıyla anlam taşırlar. Mesela, kitap  kelimesi, kütüphaneci, öğrenci ya da akademisyen için hem benzer, hem de ayrı anlamlar içerebilir. 

2.8. Nedensizlik (Arbitrariness)

Anlam ile işaret arasında doğal ve zorunlu bir ilişki yoktur. Dil bilimsel anlam bütünüyle sosyal uzlaşma konusudur. Yansıma kelimeleri bir ölçüde bunun dışında tutabiliriz: me sesinden melemek, hav sesinden havlamak gibi. Ancak bu kelimelerin de zamanla işaret ettikleri ilk anlamdan uzaklaştıkları düşünülürse, bu genelleştirmenin doğru olduğu söylenebilir. 

2.9. Ayrıklık (Discreteness)

Bütün konuşma, konuşmayı oluşturan ses öğelerinin sonlandırılmasıyla kesilebilir. Bilinçli olarak sesin aralıklarla telaffuz edilmesi mümkündür. Bu özellik hayvanların bağırışlarından farklılık gösterir.

2.10. Yer Değiştirilebilme (Displacement)

Konuşmacı ve dinleyici, zaman ve mekandan bağımsız olarak şeyler ve olaylar hakkında konuşabilir. Bu, insanın dil yoluyla evreni içselleştirmesi anlamını taşımaktadır.

2.11. Üretilirlik / Açıklık (Productivity/Openness)

Diller, eski konuşma öğelerinden yeni ifade biçimleri üretebilecek sonsuz bir açıklama ve anlamlandırma yeteneğine sahiptirler. 

2.12. Geleneksel Aktarım (Traditional Transmission)

Dil, içgüdüsel değildir. Eğitim ve öğretim yoluyla nesilden nesile aktarılır. Bu konuda farklı görüşler söz konusudur. Kimi dilciler dilin doğuştan olduğunu savlarken (Noam Chomsky), kimi de, dilin toplum içinde sonradan öğrenildiğini ifade etmektedir (Edward Sapir gibi)

2.13. Örüntüde İkilik (Duality of Patterning)

Dilin seslerinin kendiliğinden bir anlamı yoktur. Ancak sonsuz sayıda anlamlı ifadeler üretmek için sesler farklı biçimlerde birleştirilebilir. Mesela, gemi kelimesindeki seslerle imge kelimesini de telaffuz edebilirsiniz ya da m ünsüzünün yerine z ünsüzünü getirdiğinizde gezi kelimesini de üretebilirsiniz.

2.14. Açık Uçluluk (Prevarication)

Dilsel ileti hatalı olabilir. Bu sebeple tahmin yürütebiliriz, hikâye anlatabiliriz, önerme oluşturabiliriz ve yalan söyleyebiliriz. Mesela, nitelikleri aslında uygun olmayan bir malı, uygun bir dil kullanarak alıcıyı, nitelikli bir mal olduğuna ikna edebilirsiniz.

2.15. Dönüşlülük (Reflexivity)

Dil, kendi kendisini ifade edebilir. Bu, dilin üst dil (metalanguage) işlevidir. Mesela “Dün  ağız araştırmalarıyla ilgili izlenimlerimi öğrencilerle paylaştım.” cümlesindeki ‘dün’ kelimesi zaman zarfıdır.” cümlesi gibi.

2.16. Öğrenirlik (Learnability)

Her hangi bir dilin konuşucusu diğer dilleri de öğrenebilir.Ana dili Türkçe olan bir insan İngilizce, Almanca, Fransızca vb. dilleri de sonradan öğrenebilir. Bu öğrenme, çoğunlukla ana dili gibi doğal ortamda gerçekleşmediği için daha uzun bir süreç gerektirebilir. İkinci dil edinimi adı verilen bu öğrenme ile ilgili araştırmalar, uygulamalı dil biliminde değişik yöntem ve tekniklerin ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Kaynaklar

Dr.Mustafa Altun © 2004-2014

market_01
market_02
market_03
market_04
market_05
market_06
market_07
market_08
market_09
market_10
market_11
market_12
market_13
market_14
market_15
market_16
market_17
market_18
market_19
market_20
market_21
market_22
market_23
market_24
market_25
market_26
market_27
market_28
market_29
market_30
market_31
market_32
market_33
market_34
market_35
market_36
market_37
market_38
market_39
market_40
market_41
market_42
market_43
market_44
market_45
market_46
market_47
market_48
market_49
market_50
market_51
market_52
market_53
market_54
market_55
market_56
market_57
market_58
market_59
market_60
market_61
market_62
market_63
market_64
market_65
market_66
market_67
market_68
market_69
market_70
market_71
market_72
market_73
market_74
market_75
market_76
market_77
market_78
market_79
market_80
market_81
market_82
market_83
market_84
market_85
market_86
market_87
market_88
market_89
market_90
market_91
market_92
market_93
market_94
market_95
market_96
market_97
market_98
market_99
market_100
market_101
market_102
market_103
market_104
market_105
market_106
market_107
market_108
market_109
market_110
market_111
market_112
market_113
market_114
market_115
market_116
market_117
market_118
market_119
market_120
market_121
market_122
market_123
market_124
market_125
market_126
market_127
market_128
market_129
market_130
market_131
market_132
market_133
market_134
market_135
market_136
market_137
market_138
market_139
market_140
market_141
market_142
market_143
market_144
market_145
market_146
market_147
market_148
market_149
market_150
market_151
market_152
market_153
market_154
market_155
market_156
market_157
market_158
market_159
market_160
market_161
market_162
market_163
market_164
market_165
market_166
market_167
market_168
market_169
market_170
ad_01
ad_02
ad_03
ad_04
ad_05
ad_06
ad_07
ad_08
ad_09
ad_10
ad_11
ad_12
ad_13
ad_14
ad_15
ad_16
ad_17
ad_18
ad_19
ad_20
ad_21
ad_22
ad_23
ad_24
ad_25
ad_26
ad_27
ad_28
ad_29
ad_30
ad_31
ad_32
ad_33
ad_34
ad_35
ad_36
ad_37
ad_38
ad_39
ad_40
ad_41
ad_42
ad_43
ad_44
ad_45
ad_46
ad_47
ad_48
ad_49
ad_50
ad_51
ad_52
ad_53
ad_54
ad_55
ad_56
ad_57
ad_58
ad_59
ad_60
ad_61
ad_62
ad_63
ad_64
ad_65
ad_66
ad_67
ad_68
ad_69
ad_70
ad_71
ad_72
ad_73
ad_74
ad_75
ad_76
ad_77
ad_78
ad_79
ad_80
ad_81
ad_82
ad_83
ad_84
ad_85
ad_86
ad_87
ad_88
ad_89
ad_90
ad_91
ad_92
ad_93
ad_94
ad_95
ad_96
ad_97
ad_98
ad_99
ad_100
ad_101
ad_102
ad_103
ad_104
ad_105
ad_106
ad_107
ad_108
ad_109
ad_110
ad_111
ad_112
ad_113
ad_114
ad_115
ad_116
ad_117
ad_118
ad_119
ad_120
ad_121
ad_122
ad_123
ad_124
ad_125
ad_126
ad_127
ad_128
ad_129
ad_130
ad_131
ad_132
ad_133
ad_134
ad_135
ad_136
ad_137
ad_138
ad_139
ad_140
ad_141
ad_142
ad_143
ad_144
ad_145
ad_146
ad_147
ad_148
ad_149
ad_150
ad_151
ad_152
ad_153
ad_154
ad_155
ad_156
ad_157
ad_158
ad_159
ad_160
ad_161
ad_162
ad_163
ad_164
ad_165
ad_166
ad_167
ad_168
ad_169
ad_170
ad_171
ad_172
ad_173
ad_174
ad_175
ad_176
ad_177
ad_178
ad_179
ad_180
ad_181
ad_182
ad_183
ad_184
ad_185
ad_186
ad_187
banners_01
banners_02
banners_03
banners_04
banners_05
banners_06
banners_07
banners_08
banners_09
banners_10
banners_11
banners_12
banners_13
banners_14
banners_15
banners_16
banners_17
banners_18
banners_19
banners_20
banners_21
banners_22
banners_23
banners_24
banners_25
banners_26
banners_27
banners_28
banners_29
banners_30
banners_31
banners_32
banners_33
banners_34
banners_35
banners_36
banners_37
banners_38
banners_39
banners_40
banners_41
banners_42
banners_43
banners_44
banners_45
banners_46
banners_47
banners_48
banners_49
banners_50
banners_51
banners_52
banners_53
banners_54
banners_55
banners_56
banners_57
banners_58
banners_59
banners_60
banners_61
banners_62
banners_63
banners_64
banners_65
banners_66
banners_67
banners_68
banners_69
banners_70
banners_71
banners_72
banners_73
banners_74
banners_75
banners_76
banners_77
banners_78
banners_79
banners_80
banners_81
banners_82
banners_83
banners_84
banners_85
banners_86
banners_87
banners_88
banners_89
banners_90
banners_91
banners_92
banners_93
banners_94
banners_95
banners_96
banners_97
banners_98
banners_99
banners_100
banners_101
banners_102
banners_103
banners_104
banners_105
banners_106
banners_107
banners_108
banners_109
banners_110
banners_111
banners_112
banners_113
banners_114
banners_115
banners_116
banners_117
banners_118
banners_119
banners_120
banners_121
banners_122
banners_123
banners_124
banners_125
banners_126
banners_127
banners_128
banners_129
banners_130
banners_131
banners_132
banners_133
banners_134
banners_135
banners_136
banners_137
banners_138
banners_139
banners_140
banners_141
banners_142
banners_143
banners_144
banners_145
banners_146
banners_147
banners_148
banners_149
banners_150
banners_151
banners_152
banners_153
banners_154
banners_155
banners_156
banners_157
banners_158
banners_159
banners_160
banners_161
banners_162
banners_163
banners_164
banners_165
banners_166
banners_167
banners_168
banners_169
banners_170
banners_171
banners_172
banners_173
banners_174
banners_175
banners_176
banners_177
banners_178
banners_179
banners_180
banners_181
banners_182
banners_183
banners_184
banners_185
banners_186
banners_187
banners_188
banners_189
banners_190
banners_191
banners_192
other_01
other_02
other_03
other_04
other_05
other_06
other_07
other_08
other_09
other_10
other_11
other_12
other_13
other_14
other_15
other_16
other_17
other_18
other_19
other_20
other_21
other_22
other_23
other_24
other_25
other_26
other_27
other_28
other_29
other_30
other_31
other_32
other_33
other_34
other_35
other_36
other_37
other_38
other_39
other_40
other_41
other_42
other_43
other_44
other_45
other_46
other_47
other_48
other_49
other_50
other_51
other_52
other_53
other_54
other_55
other_56
other_57
other_58
other_59
other_60
market_01 ad_01 banners_01 other_60 welcome